
Tevfik Fikret (1867 - 1915) 1 Aralık 1867'de
İstanbul'da doğan Tevfik Fikret'in asıl adı Mehmet
Tevfik'tir. Çocuk yaşta annesinin ölümü, onu hayatı
boyunca etkiledi. Ortaöğrenimini önce Mahmudiye
Rüştiyesi'nde, sonra da Galatasaray Sultanisinde
yaptı. Burada Recaizade Ekrem'in öğrencisi oldu.
Duygulu kişiliği onu genç yaşlarda şiire yöneltti.
1888'de Galatasaray'ı bitirdikten sonra Hariciye
Nezareti İstişare Odası'nda (Dışişleri Bakanlığı
Enformasyon Dairesi), kâtip olarak göreve başladı.
Yeterince çalışmadan para aldığı gerekçesiyle
buradan ayrıldı.
Daha sonra tekrar çeşitli memurluklarda bulundu. Ek
iş olarak Ticaret Mekteb-i Alisi'nde hat ve
Fransızca öğretmenliği yaptı. 1891'de Mirsad
Dergisi'nin açtığı şiir yarışmasında birinciliği
kazanınca, edebiyat çevrelerinin dikkatini üstüne
çekti. 1892'de Galatasaray Sultanisi'nin ilk
bölümüne Türkçe öğretmeni atandı. 1894'te Hüseyin
Kâzım Kadri ve Ali Ekrem Bolayır'la birlikte Malûmat
Dergisi'ni çıkartmaya başladı. 1895'te hükümetin
bütçede kısıntı yapma gerekçesiyle memur maaşlarının
yüzde onunu kesmesine tepki olarak Galatasaray'daki
görevinden istifa etti ve inzivaya çekildi.
1896'da, eski öğretmeni Recaizade Ekrem'in
aracılığıyla Servet-i Fünun Dergisi'nin yazı işleri
yönetmenliğine getirildi. Aynı yıl Robert Koleji'ne
Türkçe öğretmeni olarak tayin edildi. Sultan
Abdülhamid yönetimine muhalif olan Batıcılar,
muhalefetlerinde uzun süre başarı sağlayamayınca bu
durum onları toplumdan kaçış düşüncelerine sürükledi
ve Tevfik Fikret’teki "inziva" düşüncesini daha da
derinleşti. Bu düşünce, Servet-i Fünun yazarlarınca
da benimseniyordu.
Bir ara hepsi birlikte Yeni Zelanda'ya gitmeyi, daha
sonra Hüseyin Kâzım'ın Manisa'nın bir köyündeki
çiftliğine yerleşmeyi düşündüler. Ama Fikret'in
"Yeşil Yurt" şiirinde de açıkça görülen bu sıla
ütopyası ve birlikte yaşama özlemi bir türlü
gerçekleşmedi. Servet-i Fünuncular arasında görüş
ayrılıkları başlamıştı. Bazıları dergiden
ayrıldılar. Bir süre sonra Fikret de derginin sahibi
ile anlaşamayarak yazı işleri yönetmeliğini bıraktı.
Bütün zamanını Robert Koleji'nde geçirmeye başladı.
1901'de "inziva" düşüncesini gerçekleştirmek
amacıyla Rumelihisarı'nda Robert Koleji'nin yanında,
planlarını kendisinin çizdiği Aşiyan adlı evi
yaptırmaya başladı.
Bugün Tevfik Fikret Müzesi olan Aşiyan, 1905'de
tamamlandı. Fikret, eşi ve oğlu Haluk'la birlikte
buraya yerleşti. Çok az insanla görüşüyordu. "Sis",
"Sabah Olursa", "Bir Lahza-i Taahhur" bu dönemin
ürünleridir. Bu arada babasının, arkasından da,
kızkardeşinin hayatlarını kaybetmesi onu çok
etkiledi. Bu döneminde, özgürlük getireceğine
inandığı İttihat ve Terakki'yi destekliyordu.
1908'de de, II.Meşrutiyet'in ateşli savunucuları
arasına katıldı. Meşrutiyet'ten sonra "inziva"sından
çıktı, eski arkadaşlarıyla barışarak, Hüseyin Kâzım
ve Hüseyin Cahid'le birlikte Tanin Gazetesi'ni
kurdu. Ama, gazete İttihat ve Terakki'nin yayın
organı durumuna getirilmek istenince buna karşı
çıkıp, Hüseyin Cahid'le kavga ederek oradan da
ayrıldı.
Yeni yönetimin önerdiği maarif nazırlığı görevini de
geri çevirdi. Bu göreve getirilen Abdurrahman
Şeref’in çağrısıyla, Galatasaray Sultanisi'nin
müdürü oldu ve bir süre önce yanmış olan okulun
onarımını üstlendi. Bu arada, toplantı salonunu
mescitin üstüne yaptırdığı gerekçesiyle ağır
eleştirilere uğradı. O günlerde 31 Mart Olayı patlak
verdi. Fikret, olayı protesto amacıyla önce kendini
okulun kapısına zincirle bağlattı, ertesi gün de
istifa etti. Ancak öğrencilerin ve maarif nazırı
Nail Bey'in ısrarlarıyla tam yetkili olarak göreve
döndü. Ama sekiz ay sonra, yeni maarif nazırı
Emrullah Efendi'yle anlaşamayarak bir daha dönmemek
üzere Galatasaray'dan ayrıldı.
Darülmuallim ve Darülfünun'daki görevlerinden de
istifa etti ve yeniden Aşiyan'a çekildi. Artık,
İttihat ve Terakki İktidarı'na da muhalif olmuştu.
1912'de Meclis'in kapatılması üzerine, bu olayı
Meclis'in 1878'de kapatılmasına benzeterek "Doksan
Beşe Doğru" şiirini yazdı. Bunu "Han-ı Yağma",
"Sancak- Şerif Huzurunda" gibi şiirler izledi.
İttihat ve Terakki'nin fedailerince izlenmeye
başlandı. Modern pedagoji ilkelerine uygun bir okul
açmak, yeni bir edebiyat dergisi çıkartmak gibi
tasarıları olduysa da bunları gerçekleştiremedi.
O günlerde, ağır şeker hastalığına yakalanmış olduğu
anlaşıldı. 1914'te kolu şiştiği için bir ameliyat
geçirdi. Tedaviye yanaşmaması sonucunda hastalığı
iyice artarak ölümüne neden oldu. 19 Ağustos 1915'te
İstanbul’da öldü.
|